Tekstil sektöründe çocuk işçilik ve sermayenin ikiyüzlülüğü

Emek sömürüsünün en vahşi biçimi olan çocuk işçilik insanlık suçudur ve önemli bir insan hakları sorunudur.

AKP hükümetinin 2018’i ‘çocuk işçilikle mücadele yılı’ ilan etmesiyle birlikte toplumun farklı kesimlerinden konuyla ilgili açıklamalar yapıldı. Garip olan, bu açıklamaların bir kısmının sorunu yaratanlardan; yani sermaye çevrelerinden, siyasal iktidardan ya da sorun karşısında kılını bile kıpırdatmayan sendikal çevrelerden geliyor oluşuydu. Bunda şaşıracak bir şey yok aslında. Zira kapitalizmin yarattığı öylesine sorunlar var ki, bu gerçekler karşısında kapitalistler bile söz söylemek zorunda kalıyorlar.

Genel olarak çocuk işçilik

Çocuk işçilik kâra dayalı kapitalist sömürünün en vahşi biçimi olarak tüm çıplaklığıyla çalışma hayatımızın içindedir. Sadece gereğince görünür değildir. Çok fazla sayılara boğulmadan ifade edecek olursak, dünyada her 5 çocuktan biri, ülkemizde ise 22 milyon çocuktan 893 bini çalışıyor. Bunların yüzde 44’ü tarımda, yüzde 24’ü sanayide, yüzde 31’i hizmet sektöründe çalışıyor. Haftalık çalışma süreleri ise 40 ila 54 saate kadar çıkabiliyor. 2013’te iş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerin 59’u, 2014’te ise yüzde 54’ü çocuklar…

Tekstil sektörü ve çocuklar

Kuralsızlığın ve denetimsizliğin kural olduğu sektörümüzde ise çocuk işçilik çok yaygındır. Özellikle merdiven altı diye tabir edilen ve denetimin yok denilecek kadar az olduğu atölyeler çoğu kere çocuk emeğinin sömürüsü üzerinden yükselirler. Üretimin ve çalışma koşullarının belli bir standarda ulaştığını iddia eden birçok fason da çocuk işgücünden fazlasıyla faydalanır. Gerek ana firmanın yaptığı, gerekse SGK denetimlerinde nedense oraya buraya saklanılan çocuklar bir türlü “bulunamaz.” Uluslararası firmalar ve onların “çok kaliteli” tedarikçilerine gelince, görünürde bu firmalar çocuk emeğine karşı çok duyarlıdır. Hatta bazıları sık sık “çocuk okulda güzel” başlığı altında kampanyalar yaparlar. Her zamanki gibi bu pek saygın kuruluşların kirli işlerini fasonlar ya da alt fasonlar yapar. Durum ortaya çıkınca hemen açıklamalar yapılır. Tedarikçiler ve fasonlar ile ilgili büyük bir inceleme başlatıldığı söylenir. Sonra işler bir sonraki skandala kadar aynı devam eder. Türk tekstil sektörünün iki büyük alıcısı NEXT ve HM’nin Pakistan’daki tedarikçisi olan işletmelerin çocuk işçi çalıştırdığının açığa çıkmasıyla birlikte bu firmalar hemen bir reklam kampanyası başlatarak kamuoyundan özür dilediler. Fakat birkaç ay sonra Türkiye’deki tedarikçilerinin de Suriyeli çocuk işçi çalıştırdığı ortaya çıktı.

Ayrıca büyük firmaların çoğu stajyer adı altında çocuk emeğinin sömürüsünü doğrudan yapmaktadır. Fason üretim yapan merdiven altı atölyelerde ise, çocuk işçiler günde 10 ila 12 saat, aylık ortalama 400-500 lira arasında bir ücretle çalıştırılabiliyor. Ağır işler dahil (özellikle mal ve yük taşıma gibi) her işte görevlendirilebiliyorlar. Ağırlıklı olarak ayak işleri, getir götür işleri, ip temizleme gibi işlerde çalıştırılıyorlar.

Yaşlarının küçük olması ve kendilerini savunamamaktan kaynaklı her türlü küfür, hakaret ve onur kırıcı davranışa maruz kalıp ses çıkartamayabiliyorlar. Çalışan çocukların hemen hepsi güneş yüzü görmeden sağlıksız bir biçimde büyüyorlar.

Yukarıda saydığımız koşulların onlar açısından sonuçları ise oldukça ağır. Ağır yük taşımaları, 10-12 saat ayakta çalışmaları, sağlıksız beslenmeleri başta kemik gelişimi olmak üzere, tüm bedensel gelişimlerini oldukça olumsuz etkiliyor.

Çocuk işçiler için çalışmak zorunda kalmak okuldan uzak kalmak anlamına geliyor. Tekstilde çalışan çocukların hiçbirinin eğitimle ilgili bir hayali neredeyse yok. Eğitim alamadan büyüyorlar.

Uğradıkları baskı, küfür, hakaret onların kişisel gelişimlerini oldukça olumsuz etkiliyor. Tüm bunlara katlanmak zorunda kalmak, onur ve kişiliğin tahrip olmasını beraberinde getiriyor.

Göçmen işçilik ve çocuklar

Ayrı bir başlık olarak Suriyeli çocukların durumuna da değinmek gerekiyor. Göçle birlikte tekstilde oldukça yaygınlaşan göçmen işçilikte çocukların ağırlığı yadsınamaz. Yukarıda saydığımız koşulların daha ağırı Suriyeli çocuklar için geçerli. Çünkü daha çok eziliyor, hor görülüyor, daha düşük ücretlere çalıştırılıyorlar. Dil bilmiyorlar, onları  koruyan yasalar yok, gidecek mercileri yok. Her şeyden önemlisi ve acı olanı sadece yaşamak için her şeye katlanmak zorunda olmaları.

Sonuç yerine

Emek sömürüsünün en vahşi biçimi olan çocuk işçilik insanlık suçudur ve önemli bir insan hakları sorunudur. Maliyet hesaplarına dahil edilmeyen, iş güvencesinden yoksun olan bu işgücü kapitalizmin önemli kaynaklarından biridir. İşte bu yüzden çocuk işçilikle mücadele demek kapitalizmle mücadele demektir. Yazının başında ifade ettiğimiz ikiyüzlülük de buradan ileri gelmektedir. Sorunun kaynağı olanlar sorunu çözemezler. Birtakım göstermelik projeler, geçici programlar sadece bu sömürünün perdelenmesine yarar ve sisteme hizmet eder.

Bir yandan bu ikiyüzlülük teşhir edilmeli, diğer yandan çocuk emeğinin sömürüsünün ortadan kalkması için talepler ve bir mücadele programı ortaya koyulmalıdır. Çocukların çalıştırılmasının yasaklanması, tüm firmaların içlerinde emek örgütlerinin de bulunduğu bağımsız kurulların denetimine açılması, yasalarda çocuk çalıştıran işletmelere dönük ağır yaptırımlar getirilmesi öncelikli belirlenecek talepler olabilir. Bu talepler ayrıca tartışılıp geliştirilebilir. Buradan hareketle, başta sendikalar olmak üzere tüm emek örgütlerine büyük görevler düşmektedir. Çünkü çocuk işçilikle mücadele, emek mücadelesinden bağımsız ele alınamaz. Esnek ve kuralsız çalışmanın bir sonucu olarak ortaya çıkan bu sorun, sendikaların ve emek örgütlerinin ortak mücadelesinin bir parçası olarak ele alınmak zorundadır.

-14 yaşından küçük çocukların çalıştırılması yasaklansın!

-14-18 yaş arası çocuklar için maddi üretim genel ve mesleki eğitimle birleştirilsin!

-16-18 yaş arası için 4 saatlik, 14-16 yaş arası için 3 saatlik iş günü!

D. Canikli