Krizin faturasını ödemeyeceğiz! Kıdem tazminatımızı gasp ettirmeyeceğiz!

Çalışma ve yaşam koşullarımızın her geçen gün biraz daha kötüleştiği, ücretlerimiz düşerken hayat pahalılığının sürekli arttığı, işsizliğin çığ gibi büyüdüğü bugünkü şartlarda, kıdem tazminatının gaspına karşı mücadele etmek hepimizin görevidir. Bugüne kadar karşı karşıya kaldığımız onlarca saldırı programının püskürtülememiş olmasının yarattığı umutsuzluk alt edilmeli, bizim ve çocuklarımızın geleceğini sermayeye peşkeş çekmek isteyen bu saldırıya karşı hemen harekete geçilmelidir.

Türkiye işçi sınıfı ve emekçileri, tarihinin en kapsamlı saldırılarından biri ile karşı karşıyadır. Daha seçimlerin tozu dumanı ortadan kalkmadan açıklanan yeni ekonomik program ile kıdem tazminatı hakkımız gasp edilmeye çalışılmaktadır. Bu saldırı gerçekleşirse, kıdem tazminatının fona devri ile, ödenen miktarı düşürülecek, ödenip ödenmediğinin denetimi zorlaştırılacaktır. Daha önemlisi, işçilerin iş güvencesi dayanaklarından biri fiilen ortadan kaldırılacaktır. Bu düzenlemenin asıl amacı, kapitalist patronları kıdem tazminatı yükünden kurtarmak, işten çıkarmaları ve hak gasplarını daha da kolaylaştırmaktır.

Ayrıca, “Kıdem Tazminatı Fonu” ile zorunlu hale getirilecek olan “Bireysel Emeklilik Fonu” birleştirilirse, bu fonun kriz içinde debelenen sermaye sınıfı için yeni bir kredi kaynağı olacağı gün gibi aşikârdır. Dün zorunlu tasarruf fonu, konut edindirme fonu gibi fonların, bugün işsizlik fonunun nasıl talan edildiği ortada iken, buna geçit vermek, kıdem tazminatlarımızı altın tepside iktidar ve sermayeye sunmak demektir.

Arkadaşlar!

Çalışma ve yaşam koşullarımızın her geçen gün biraz daha kötüleştiği, ücretlerimiz düşerken hayat pahalılığının sürekli arttığı, işsizliğin çığ gibi büyüdüğü bugünkü şartlarda, kıdem tazminatının gaspına karşı mücadele etmek hepimizin görevidir. Bugüne kadar karşı karşıya kaldığımız onlarca saldırı programının püskürtülememiş olmasının yarattığı umutsuzluk alt edilmeli, bizim ve çocuklarımızın geleceğini sermayeye peşkeş çekmek isteyen bu saldırıya karşı hemen harekete geçilmelidir.

Ne yapmalıyız?

Öncelikle kıdem tazminatı üzerine her türlü tartışmayı reddetmeliyiz. İktidar ve sermaye sınıfının niyeti açıkken, “bu hali de kötü, birçok arkadaşımız kıdem alamıyor”, “öyle olmasın da böyle olsun” türünden yaklaşımlara prim vermemeliyiz. Bilmeliyiz ki, bu tür söylemler saldırıya çanak tutmakta, kıdem tazminatının fona devri tartışmalarını meşrulaştırmaktadır.

Tersine, bizler bugünden, başta fabrikalarımızdaki işçi arkadaşlarımız olmak üzere bulunduğumuz her alanda emekçilere, bu saldırıyla hedeflenenin ne olduğunu anlatmalıyız. Yeni düzenleme ile “herkesin kıdem tazminatı alabileceği” vb. yalanlara karşı tüm arkadaşlarımızı döne döne uyarmalıyız.

Umutsuzluğa, kayıtsızlığa, mücadele kaçkınlığına izin vermemeliyiz. Söz konusu olanın yalnız bizim değil çocuklarımızın da geleceği olduğunu unutmamalıyız. Bu saldırıya karşı durmak, mevcut haklarımızı korumak ve geliştirmek için bir tercih değil tek seçenektir.

“Kıdem tazminatı genel grev sebebidir” diye ilan edenler başta olmak üzere bütün sendikaları derhal genel grev hazırlıklarına başlanması için zorlamalıyız. Sendikal bürokrasinin öfke ve tepkiyi etkisizleştirme manevralarına ve hava boşaltma çabalarına karşı uyanık olmalıyız.

Açıktan ya da dolaylı olarak kıdem tazminatımızın gasp edilmesini hedefleyen çabaları destekleyen, hakkımızı pazarlık konusu yapan sendika yönetimlerinin her türlü meşruluğunu yitireceğini ilan etmeli, değişik araç ve yöntemlerle tepkimizi göstermeli, tasarıyı destekleyen sendika yönetimlerinin istifasını istemeliyiz.

Bu saldırının mevcut siyasal iktidar ile sermaye sınıfının ortak projesi olduğu konusunda net bir fikre sahip olmalıyız. Aynı şekilde, ekonomik krizin yarattığı sorunları sandıkta oyumuzu almak için kullanan düzen muhalefetinin de farklı bir programı olmadığını aklımızdan çıkarmamalıyız.

Mevcut baskı rejiminin tahkim edilmesi, demokratik hak ve özgürlüklerimizin kısıtlanması ile karşı karşıya kaldığımız ekonomik-sosyal saldırılar arasında sıkı bir bağ bulunduğunu unutmamalıyız. Bu yüzden, kıdem tazminatı ve diğer haklarımızı gereğince savunabilmek için bile, başta grev, örgütlenme ve gösteri özgürlüğü olmak üzere bütün özgürlüklerimiz için mücadeleyi, ekonomik haklarımız için mücadele kadar önemsemeliyiz.

Eğer güçlü ve sonuç alıcı bir mücadele yürütmek istiyorsak, yalnızca kendi taleplerimizi değil, toplumun ezilip sömürülen değişik kesimlerinin haklı talep ve özlemlerini de dile getirmeli, onlarla birleşip ortak mücadele yürütmenin bize güç katacağını bilmeliyiz.

Nasıl yapmalıyız?

Tüm bunları ve fazlasını yapabilmek için en önemli sorun, içinde bulunduğumuz yılgınlık ruh halinden çıkarak, kapsamlı bir mücadele ve örgütlenme seferberliği içerisine girmektir.

Fabrikalarda, işyerlerinde, sanayi havzalarında yan yana gelmek, komiteler oluşturmak, birlikler kurmak, yukardaki görevlerin yerine getirilebilmesi için paneller, söyleşiler, forum ve kurultaylar örgütleyerek ortak mücadele zeminleri yaratmak önümüzde duran görevlerdir. Bu görevlerin, mevcut bürokratik yapılarıyla, icazetçi, işbirlikçi mücadele anlayışlarıyla sendikalar tarafından yerine getirilebilmesi mümkün değildir. Saldırıları püskürtmenin ve sendikaları tekrar mücadele örgütlerine dönüştürmenin yolu, işçi sınıfının fabrikalardan başlayarak tabandan örgütlenmesinden geçmektedir.

Krizin faturasını kapitalistler ödesin!

Kıdem tazminatının fona devrine dönük hazırlıklara son verilsin, yeni ekonomi programı geri çekilsin!

İşyeri komitelerinde ve taban örgütlenmelerinde gücümüzü birleştirelim!

Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu