Bir sağlık emekçisi: Kadroya alındığımız gün tamamen ortada kaldık

Taşerondan kadroya geçen sürekli işçiler olarak bizler biliyoruz ki yıllardır aynı aldatmacanın içerisinde dönüp duruyoruz. Haklarımızı taşeron şirketten alamıyoruz çünkü onlara bağlı değiliz. Haklarımızı devletten alamıyoruz çünkü toplu iş sözleşmesine dahil değiliz. Kadroya alındığımız gün aslında tamamen ortada kaldık.

Ben Kanun Hükmünde Kararname ile taşerondan devletin hastane kadrosuna alınan bir işçiyim. Hükümet yıllarca kadroya alacağını söyleyerek bizi oyaladı. Seçim dönemlerinde ısıtıp ısıtıp aynı vaatleri önümüze koyarak, işçilik onurumuzla oynadı. Yine seçim dönemi gelip çattığında aynı taktikle bize yaklaştı. Kadro karşılığında bizden oy istedi.

Türkiye genelinde binlerce taşeron işçisi güzel umutlar besleyip kadroya geçmeye sevinmişti. Ancak bize verilen ücret açlık sınırının altında kaldı. Sadece %4 oranında zam aldık. Bu zam enflasyon karşısında daha cebimize girmeden eridi bitti.

Mevcut hükümet, bu kadronun tamamen içinin boş olduğunu bize göstermiş oldu. KHK ile gelen yasaya itiraz etme hakkımız yok. Mahkemeye gitme hakkımız yok. Sağlık işçisi olduğumuz için grev hakkımız yok. Toplu iş sözleşmesine dahil olmak istiyoruz ama sürekli ileri bir tarih vererek, bizi oyalamaya devam ediyorlar. Bize verilen bu içi boş kadro bir lütufmuş gibi gösteriliyor. Şükretmemizi söylüyorlar.

Bizler kadroya alındık ama memurlar ile aynı şartlara sahip değiliz. Tayin isteyemiyoruz. Çalışma saatlerimiz her gün 1 saat arttı. Çalışma alanlarımızdaki yöneticilerimiz bizi daha fazla çalıştırabilmek için mobbing uyguluyor. Toplantılarda biraz hakkını savunan arkadaşımız olursa, hastanenin en yoğun yerine sürgün edilerek susturuluyor.

Bu kadar zorlu şartlar karşısında, bağlı olduğumuz Hak-İş Sendikası yönetimi bizim tepkilerimizi yatıştırmakla uğraşıyor. Hükümeti savunarak, içeriğinin ne olduğunu bile anlamadığımız sözleşmeler imzalamamızı istiyor. Bize dayatılmış sözleşmeyi imzalayarak açlığa ve yoksulluğa itilmemize sebep oluyor. Seçim faaliyetleri yürütür gibi sendikacılık yapıyor.

Taşerondan kadroya geçen sürekli işçiler olarak bizler biliyoruz ki yıllardır aynı aldatmacanın içerisinde dönüp duruyoruz. Haklarımızı taşeron şirketten alamıyoruz çünkü onlara bağlı değiliz. Haklarımızı devletten alamıyoruz çünkü toplu iş sözleşmesine dahil değiliz. Kadroya alındığımız gün aslında tamamen ortada kaldık.

Bu arada bir de kıdem tazminatımıza göz diken hükümet ve işbirlikçi sendika bürokrasisi İstanbul’da seçimi kaybedince tekrar kapımızı çalmaya başladı. Ama bizler seçim vaatleri değil, insan onuruna yakışacak ücret ve sosyal haklar istiyoruz. Bunun yolu da ancak örgütlü olmaktan geçer. Benimle aynı sorunları yaşayan tüm arkadaşlarımı mücadele etmeye davet ediyorum.

Küçükçekmece’den bir Kızıl Bayrak okuru