Anlattığı hem kendi hem de bizim hikayemiz!

İşçi sınıfının tarafındadır. “Ekmek kavgası”nı anlatır. Okulu bırakmak zorunda kalan çocukları, uykusuzluktan kaynaklı uyuya kalan, çarkın dişlerine takılıp öldürülen, vitrinlerde pazarlanan kadın bedenlerini, mevsimlik tarım işçilerini anlatır. Tarafı nettir.

Orhan Kemal İstanbul’da emekçi semtlerini, hapishaneleri, damı akan gecekonduları, Çukurova’nın tarlalarını, Adana’da işçi çevrelerini anlatır romanlarında. Kahramanları hayatın içinden, bizdendir. Gaz ocağının titrek ışığında güçlü eserler çıkarmıştır. Cibali Tütün fabrikasındaki siren sesleri tanıktır 12 senesine.

Yalındır cümleleri, uzun anlatımları ve betimlemeleri sevmez, kullanmaz. Okurken okuduklarınızın içinden geçer, kulağınızda sesler, gözünüzün önünde görüntülerle yaşarsınız anlatılanı. Ki anlattığı zaten hem kendi hem de bizim hikayemizdir, biliriz. Sınıf farklılıklarını yok etmeden işçi sınıfını, fakir edebiyatı yapmadan yoksulluğu, kadını ezmeden kadın sorununu anlatır Orhan Kemal.

Türkiye’de kapitalizmin gelişiminin resmidir romanları. Sadece gelişimi de değil, gelişen olaylarla güncele de ışık tutar. Bereketli Topraklar Üzerinde’de Ali iş kazası geçirir, kan kaybı vardır, koltuklarını kirleteceğini düşünür ağanın arabasına alınmaz, ölüme terk edilir. Siz Çukurova yerine Soma deyin. Evleri betimlemesi insanlara benzer Orhan Kemal’in. “Yan yatmış, diz çökmüş, bağdaş kurmuş, kapaklanmış yahut tam yuvarlanacakken tutunuvermiş evler, işçi evleri”nden oluşan İstanbul’u anlatır güçlü bir sınıf bakış açısı ile.

İşçi sınıfının tarafındadır. “Ekmek kavgası”nı anlatır. Okulu bırakmak zorunda kalan çocukları, uykusuzluktan kaynaklı uyuya kalan, çarkın dişlerine takılıp öldürülen, vitrinlerde pazarlanan kadın bedenlerini, mevsimlik tarım işçilerini anlatır. Tarafı nettir.

**

“Eşe dosta selam... İnandığım doğruların adamı oldum... Böyle yaşadım, karınca kararınca bu doğruların savaşını daha çok sanatımda yapmaya çalıştım... Kursağıma hakkım olmayan bir tek kuruş dahi girmemiştir... Bizim ailenin delisi benim.”

Eşine bıraktığı ve ölümünden 3 ay önce 1970’te yazdığı son mektupta böyle seslenir Orhan Kemal.

Nüfustaki adı Mehmet Raşit Öğütçü’dür. Adana Ceyhan’da doğar. Orta sondan terktir. Yaşamı boyunca işçilik, dokumacılık, ambar memurluğu, katiplik, Beyrut’ta bulaşıkçılık işlerini yapar. Askerliğini yaparken “Nazım Hikmet ve Maksim Gorki kitaplarını okumaktan” beş yıl hapis cezasına mahkum olur. 1940’ta ne tesadüftür ki kitaplarını okumaktan aldığı cezanın bir kısmını Nazım ile Bursa Hapishanesi’nde yatar. Nazım’dan Fransızca, felsefe ve siyaset dersleri alır, şiirler yazar ve Nazım’a gösterir. Komünist şair ona “sen şiir yazmayı bırak” der ve romana yönlendirir. Orhan Kemal tahliye olduktan sonra şunları yazar Nazım’a:

“Seni yapayalnız bırakıp hapishanede,
Bir üçüncü mevki kompartımanında pupa yelken,
Koşacağım memlekete…
Unutabilir miyim seni?
Hala beton malta boylarında duyuyorum,
Takunyalarının sesini!
Unutabilir miyim seni hiç,
Dünyayı ve insanlarımızı sevmeyi senden öğrendim,
Hikaye, şiir yazmayı,
Ve erkekçe kavga etmeyi senden…”

72. Koğuş’ta yazdığı karakterler beş yıllık mahpus hayatının biriktirdikleridir. Murtaza (1952) ve Bereketli Topraklar Üzerinde (1953) ve ardından Grev ve 72. Koğuş adlı romanlarını yazar. Ara Sokak öykü kitabı ile yargılanır. Baba Evi, Sarhoşlar, El Kızı, Ekmek Kavgası, Tersine Dünya gibi eserler üretir. Suçlu, Devlet Kuşu, Sokakların Çocuğu, Gurbet Kuşları ile İstanbul’un yoksul insanlarını anlatır.

Sofya’da 2 Haziran 1970’de rahatsızlanır. 3 Haziran’da ölür Orhan Kemal, ardında onlarca eser bırakarak. Ve 6 Haziran’da naaşı Türkiye’ye getirilir. Hikayesini anlattığı binlerce işçi ve emekçi tarafından uğurlanır. Asım Bezirci anlatır, naaşı geldiğinde çiçek demeti üstünde yazanı, hislerimize tercüman olarak:

“Biz işçiler, hatıran önünde saygıyla eğiliyoruz”