Seçim sisteminin iflası!

Devlet aygıtını neredeyse tüm kurumlarıyla ele geçiren ancak yeni bir rejim inşa etme başarısını bir türlü gösteremeyen AKP iktidarı, İstanbul’un kaybının sonun başlangıcı olduğu korkusuyla hareket etmiş, bu onu burjuva seçim sisteminin iflasının ilanı demek olan bu adıma kadar sürüklemiştir.

38 günlük bir uğraşın ardından İstanbul seçim sonuçları iptal edildi. Bu konuda uzun süre kararsız kaldığı iddia edilen Erdoğan’ın “halk böyle istiyor” çıkışının ardından YSK’nın oy çokluğu ile aldığı karar, bugüne kadar türlü hilelerle yok sayılan burjuva seçim hukukunun artık resmen de tanınmaması anlamına gelmektedir. AKP-MHP bloğunun yaşanan siyasi krizi daha da derinleştirecek olan bu gasp girişimi, duydukları korkunun, yaşadıkları sıkışma ve aczin bir kez daha itirafıdır.

Devlet aygıtını neredeyse tüm kurumlarıyla ele geçiren ancak yeni bir rejim inşa etme başarısını bir türlü gösteremeyen AKP iktidarı, İstanbul’un kaybının sonun başlangıcı olduğu korkusuyla hareket etmiş, bu onu burjuva seçim sisteminin iflasının ilanı demek olan bu adıma kadar sürüklemiştir.

Bu aynı zamanda, saray rejiminin ne denli kırılgan ve esneme yeteneğinden mahrum olduğunun göstergesidir. Her türlü hukuksal dayanaktan ve iç tutarlılıktan yoksun bu iptal kararı AKP iktidarın bir türlü aşamadığı meşruiyet sorununu daha da derinleştirecek, daha geniş kitlelerin bu durumu sorgulamasına yol açacaktır.

Gericilik ve şovenizm politikalarıyla bugüne kadar korunan kitle desteğinin dışında iktidar bloğunun elinde kalanlar; hile, yalan, ikiyüzlülük, baskı ve çıplak zor politikalarıdır. Bunların, bugüne kadar diz çöktürülemeyen geniş toplum kesimlerinin bundan sonra yeni rejime boyun eğmesini sağlayacağını düşünmek için ise hiçbir neden yoktur.

Seçimlerin iptali kararı “normalleşme” tartışmaları ve çabalarının bir süre için geri plana düşeceği manasına da gelmektedir. Ancak bu yanıltıcı olmalıdır. Rejim krizi ve onun yol açtığı sorunlar halen çözüme bağlanması gereken temel bir gündem olarak, muhalefet de dahil bütün düzen güçlerinin önünde durmaktadır. Seçim yenileme süreci ve seçimin olası sonuçları sadece bu sorunun nasıl çözüleceği ve bu çözümde kimin nasıl bir rol oynayacağı konusunda tabloyu biraz daha netleştirecektir.

Düzen muhalefetinin sermaye sınıfının beklentileri doğrultusunda izlediği “uzlaşma politikaları” AKP-MHP bloğunu iptal kararı alınması konusunda cesaretlendirmiştir. Son yerel seçimdeki başarısını tek adam yönetimine karşı açık bir mücadelenin dayanağı yapmak yerine kendini destekleyen kitleleri yeni bir seçime kadar sabırla beklemeye ikna etmek için kullanan düzen muhalefetinin, AKP rejimine uyumda ne kadar istekli olduğu bu süreçte bir kez daha ortaya çıkmıştır. Gerek parti olarak CHP gerekse yeni lider adayı ve uzlaştırıcı-kucaklayıcı bir figür olarak öne çıkarılan İmamoğlu, süreç boyunca verdikleri mesajlarda saray rejimini hedef almaktan özel olarak kaçınmışlardır. Rejimin meşruiyetini tartışmaya açacak her türlü söylem ve eylemden uzak durulmuştur. Bu ülkede baskı ve zorbalığa dayalı gerici faşist bir tek adam rejiminin hüküm sürdüğü ancak şimdi, seçimlerin iptali kararı kesinleştikten sonra yeniden hatırlanabilmiştir.

Çoğu zaman kendisinden fazla düzenin bekasını düşünen düzen muhalefetinin, iptal kararının ardından sokağa taşmaya başlayan öfke ve tepkiyi yeniden sandığa yönelterek, hesaplaşma alanı olarak sandığı yeniden işaret etmesi eşyanın tabiatı gereğidir ve halihazırda yaşanan açık bir olgudur.

Buna rağmen azımsanmayacak sayıda sol çevrenin CHP ve düzen muhalefetini boykota ikna etme çabası, en az AKP’nin seçimleri uyduruk gerekçelerle iptal kararı kadar trajikomik bir durum yaratmaktadır. Anlaşıldığı kadarıyla CHP ve İYİ Parti bloğu ikna edilirse, boykot bu çevrelerin İstanbul seçimi politikasıdır. Eğer bu yönlü çabalar boşa çıkarsa, düzen muhalefetinin arkasında saf tutulacaktır.

Düzen muhalefetinin kuyruğuna takılmak demek olan bu tür bir boykot politikasının, “CHP’ye oy vererek AKP’yi geriletme” yaklaşımından özü itibarıyla farkı yoktur. Neyse ki CHP bu kapıyı erkenden kapatmıştır. Böylece en azından geniş kitlelerin mevcut düzen ve onun kurumlarından aktif bir kopuşu manasına gelen ve ancak etkili bir sokak hareketiyle kendi rolünü oynayabilecek olan boykot taktiğinin içinin boşaltılmasının şimdilik önüne geçilmiştir.

Seçimler ve düzen muhalefetine karşı tutum konusunda yerel seçim dönemi boyunca pek ortodoks görünen bazı “komünist” partileri de, tutumlarını tarihsel bir kazanım olarak “genel oy hakkının gasp edilmesi” çerçevesine oturtarak aynı kervana katılmışlardır. Burjuva hukuk düzeni ve onun en önemli öğelerinden biri olan seçim aldatmacasını, işçi sınıfının uğruna büyük mücadeleler verdiği genel oy hakkını savunmak ile ilişkilendirmeye kalkmak, üstelik bunu burjuva temsil sisteminin nasıl bir sahtekarlık olduğunu bütün açıklıkla ortaya koyan bugünün olayları üzerinden yapmak, tam bir düzenbazlıktır.

Sınıf devrimcileri, işçi sınıfının çalışma ve yaşam koşullarının çekilmez hale geldiği, demokratik hak ve özgürlüklerin ayaklar altına alındığı bu dönemde, bütün enerjilerini sınıfın bağımsız mücadele ve örgütlenme kapasitesini güçlendirmek için harcamaya devam edeceklerdir. Bu çaba içerisinde İstanbul seçimlerinin iptal edilmesinin bir kez daha ortaya döktüğü temel siyasal gerçekleri döne döne işleyeceklerdir.

Kendini düzen muhalefetinin yedeğine düşüren her türlü arayış ve eğilimlerle araya kalın çizgiler çizerek, saray rejimine karşı oluşan her türlü tepki ve öfkeyi önemsemek, bunların sokağa yansıması için çaba harcamak, yansıyanlara katılmak ve büyüyüp güçlenmesi için gayret göstermek önümüzde duran görevlerdir.