İstanbul’u ver(e)miyorlar…

Refah partisinden beri başta İstanbul olmak üzere Ankara ve diğer büyükşehir belediyelerinin kaynaklarını türlü yollarla yağmalayan, peşkeş çeken, yandaş palazlandıran AKP, kendisini sıçratan sürecin İstanbul’la başladığını biliyor. O bugünlere özellikle İstanbul’un devasa bütçesine el koymuş olmak sayesinde geldi. Erdoğanlar, Albayraklar, Sancaklar, Bayraktarlar en başta İstanbul’un yağmalanması üzerinden semirdiler.

İstanbul ilçelerinde ve büyükşehir belediye meclisinde halen çoğunluğu korusa da başkanlığı kaybetmiş olmak Erdoğan ve AKP için hem politik hem de ekonomik olarak kabul edilemez bir sonuçtu ve en kabasından müdahaleye konu edildi. İstanbul’u kaybetmeyi hazmedemeyen ve belediye başkanlığı seçimini iptal ettiren Tayyip Erdoğan ve partisi, her zamanki yalan, hile, ikiyüzlülük histerisiyle 23 Haziran’a hazırlanıyor. Değişim olabileceği umudu üzerinden yaratılan siyasi atmosferin yanı sıra, asıl olarak 25 yıllık belediyecilik anlayışlarının bu kadar gün yüzüne çıkmış olmasından rahatsızlık duyuyorlar. Erdoğan, tüm güçlerini seferber ederek, bir rant deryası olan İstanbul’u elinde tutmaya çalışıyor.

Hukuksuzluk o denli ağır ki YSK eliyle yaptıkları seçim darbesini maskelemek için 200 sayfalık karar gerekçesi hazırlanıyor. “Çünkü çaldılar” ya da “sandık kurulu başkanlarında şaibe var” açıklamalarının yetersiz olduğunun farkındalar. Ekrem İmamoğlu’nun “Her şey çok güzel olacak” şeklindeki seçim sloganını çalmakta dahi beis görmüyorlar.

Refah partisinden beri başta İstanbul olmak üzere Ankara ve diğer büyükşehir belediyelerinin kaynaklarını türlü yollarla yağmalayan, peşkeş çeken, yandaş palazlandıran AKP, kendisini sıçratan sürecin İstanbul’la başladığını biliyor. O bugünlere özellikle İstanbul’un devasa bütçesine el koymuş olmak sayesinde geldi. Erdoğanlar, Albayraklar, Sancaklar, Bayraktarlar en başta İstanbul’un yağmalanması üzerinden semirdiler.

Yerel kaynakları sadece sermayedarlara değil, aynı şekilde küçük miktarlarda da olsa seçmen tabanına koklatarak çıkar ilişkisi ağı kurmuş olan AKP’nin belediyeciliği arka arkaya açığa çıkan yolsuzluk haberleri ile teşhir olmaya devam ediyor. Kayyım atanan belediyelerdeki yüksek borçlar, lüks ve gereksiz harcamalar, akraba-eş-dost kayırmacılığı sosyal medya aracılığı ile birer birer ortaya seriliyor.

2014-2018 yılları arasında İBB meclisine gelen ve komisyonlarda görüşülen teklif raporlarında önceliğin ‘imar’a verildiği açığa çıktı. 8 bin 470 imar teklifi görüşülürken, ulaşım sorununa dair bin 93, Engelsiz Hayat Komisyonu’nda sadece 55, Deprem ve Doğal Afet Komisyonu’nda sadece 70 rapor görüşülmüş. İBB Meclisi’nde nisan ayı oturumlarında Uyuşturucuyla Mücadele Komisyonu ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu kurulması teklifleri AKP’nin oy çokluğu ile reddedilmişti. Bu konular güya iki komisyonda görüşülüyormuş. Oysa son dört sene içerisinde Kadın, Aile ve Çocuk Komisyonu’na 45, Sosyal Hizmetler Komisyonu’na ise 156 dosya gitmiş.

İBB’nin hazırladığı “STK-Okul-Yurt Faaliyeti Raporu”nda 2014-2018 yılları arasında Ensar Vakfı’na 7, TÜRGEV’e 4, TÜGVA’ya 10 bina kiralandığı ve ayrıca AKP’li yöneticilerin yer aldığı 8 vâkıfa 114 milyon TL yardım yapıldığı yer aldı. İBB’den en fazla yardım alan kurum, mütevelli heyetinde Bilal Erdoğan’ın olduğu TÜGVA, ikinci sırada yine Bilal Erdoğan’ın kurucularından biri olduğu TÜRGEV var. TÜRGEV’in bugünkü yönetim kurulunda Erdoğan’ın kızı Esra Albayrak ve İBB eski başkanı Mevlüt Uysal da bulunuyor. Üçüncü sırada ise Türkiye Teknoloji Takımı (T3) var. Vakfın mütevelli heyeti başkanı, Erdoğan’ın diğer damadı, Selçuk Bayraktar.

Haberlere yansıyan bir diğer yağma/yolsuzluk vakası ise Kadir Topbaş’ın damadıyla ortak iş yapan Metal Yapı Konut’un Fatih’te 33 milyon liraya aldığı arsayı 2016 yılında 370 milyon liraya İBB’ye satmış olmasıydı. İBB 2014 yılında arazinin imar planını değiştirmiş, deprem toplanma alanına inşaat izni vermişti.

AVM, rezidans, gökdelen, özel hastane vb. olarak inşa edilmiş birçok kaçak yapı küçük kalem oynatmaları ile yasal hale getirildi. Ranta dayalı zenginler türedi. AKP’nin kendi kadroları da İBB’nin bütçesi ile zenginleşti.

Kapitalist düzende belediyecilik anlayışı rant, soygun ve çıkar ilişkileri üzerinden şekillenmektedir. AKP’nin 25 yıllık İstanbul Büyükşehir Belediyesi deneyimi bu gerçeği bir kez daha gözler önüne sermektedir. Erdoğan’ın İstanbul’u vermek istememesinin gerisinde de bu soygun düzeni durmaktadır. Yandaşlarını besleyememe korkusuna kapılmış olan Erdoğan için İstanbul seçimleri ülkenin değil, kendisinin beka sorunudur.