Denizler’in onurla yükselttikleri bayrak, komünistlerin ellerinde dalgalanmaya devam ediyor!

Reformizmden devrimci kopuşun sağlanmasına önderlik eden Denizler, Mahirler, İbrahimler şahsında ete kemiğe bürünmüş olan devrimci çizgi ve örgüt fikri, ’71 devrimci kuşağında sarsılmaz dava adamları kimliğini de beraberinde yaratmıştır.

“İnsanlar doğar, büyür, yaşar ve ölürler… Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde, fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben, erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki, benden önce giden arkadaşlarım, hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de etmeyeceğimden şüphen olmasın…” (Deniz Gezmiş)

Bundan 47 yıl önce, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan, Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde, sermaye devleti tarafından kurulan darağaçlarında katledildiler. Mücadele tarihimizin bu seçkin devrimcileri, o güne kadar onurla taşıdıkları kavga bayrağını, 6 Mayıs sabahı hiçbir leke sürmeksizin bizlere devrettiler.

Toplumun çeşitli katmanlarından gelen ’71 kuşağı devrimcileri, içinde yaşadıkları döneme damgasını vuran toplumsal mücadelenin yükselişine bağlı olarak, hiç tereddüt etmeksizin politik yaşama katıldılar. 1960’ların sonu ve ’70’li yıllar dünyanın her tarafında sosyal sarsıntıların çığ gibi büyüdüğü bir dönemdi. ABD emperyalizminin başta Vietnam olmak üzere dünya halklarına karşı sürdürdüğü barbarca savaşlar, anti-emperyalist mücadeleye dünya çapında ivme kazandırmaktaydı. Dünyanın dörtbir yanında olduğu gibi ülkemizde de başta gençlik olmak üzere toplumun her kesiminden emekçiler hızla mücadele katılıyorlardı.

Emekçilerin sola, sosyalizme yönelimi hızlanmıştı. Ancak bu hareketliliğe o dönem yön verenlerin siyasal bilincinin sınırları vardı. “Sosyalizm” iddiasıyla harekete önderlik edenler büyük ölçüde orta sınıf aydınları, onlar üzerinden şekillenen reformist siyasal akımlardı. TİP, YÖN ve MDD dönemin öne çıkan bu türden sol akımlarıydı. Bu akımların hiçbiri, devrimci iktidar perspektifini, düzeni cepheden karşıya alabilecek bir çizgiyi temsil etmiyorlardı.

Denizler’in de bir parçası olduğu ’71 devrimci kuşağı, bir dönem içinde yer aldığı burjuva sosyalizmine ve parlamenter reformizme karşı ihtilalci çizgiye sarılarak ve bunun bir ürünü olan devrimci örgüt pratiğiyle yeni bir cephe açtı. O dönem, henüz yirmili yaşlarında olan bu genç devrimciler, ortaya koydukları çizgi ve onunla diyalektik bir bütünsellik oluşturan devrimci örgüt konusunda çok önemli adımlar attılar. Bu anlamıyla ’71 devrimci hareketi, döneme egemen olan reformist cendereyi kırmış, sınıflar mücadelesinde yeni devrimci bir perde açmıştır. Onların kısacık yaşamlarından bizlere kalan en önemli miras, devrimci çizgi, devrimci örgüt ve devrimci iktidar fikridir.

Reformizmden devrimci kopuşun sağlanmasına önderlik eden Denizler, Mahirler, İbrahimler şahsında ete kemiğe bürünmüş olan devrimci çizgi ve örgüt fikri, ’71 devrimci kuşağında sarsılmaz dava adamları kimliğini de beraberinde yaratmıştır. Onlar düzenin cellatları karşısında hiçbir koşulda eğilmeyen, tereddütsüz bir şekilde davaya adanma, devrimci dayanışma ve siper yoldaşlığı konusunda pürüzsüz devrimciler olarak yaşamışlardır. Keza ’71 kuşağı devrimcileri devrimci örgüt konusunda ve pratikte sarsılmaz dava insanı oldukları gibi, teoriye, düşünsel gelişim ve üretime de önem veren bir devrimci kadro gerçekliğinin sembolü olmuşlardır.

’71 devrimci kuşağının o dönemdeki birikimleri üzerinden ortaya koydukları tartışmalı çizgi, onların seçkin devrimci kimliklerine zerre kadar gölge düşüremez. Çünkü bu devrimciler ortaya koydukları çizginin gereği olan ihtilalci örgüt ve dava insanı olmak konusunda fütursuz bir pratiğin en güzel örnekleri olmayı başarmışlardır.

Varsın bugünün reformistleri, liberalleri devrim ve örgüt kaçkınları, onların bizlere bıraktığı bu paha biçilmez devrimci değerleri unutturmak için çabalayıp dursunlar. Onların düşkünlük demek olan bu tutumları ne Kızıldere’de yazılan direniş manifestosunu, ne darağaçlarındaki başeğmezliği ne de Diyarbakır işkencehanelerinde ser verip sır vermemenin devrimci onurunu yok edebilir. Çünkü artık bu topraklarda, büyük emeklerle yaratılmış olan bu mirasın gerçek sahipleri, bilimsel sosyalizm düşüncesinin ışığında kurulmuş, işçi sınıfının ihtilalci partisi var.

Partimizin kuruluşu, onyıllardır bu topraklarda devrim ve sosyalizm davası uğruna kavga vermiş, emek harcamış, acı çekmiş, büyük yiğitlik örnekleri sergilemiş dünün ve bugünün devrimci kuşaklarının yarattığı birikimin güvenceye alınmasıdır...” (TKİP Kuruluş Bildirisi)

Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmezdir!

D. Meriç