Balık hafızası mı, pragmatizm mi, şaşkınlık mı?

Yaşananlar, ya ortada ciddi bir hafıza sorunu olduğunu ya da sadece anti-Erdoğancılık temelinde berbat bir pragmatizmin “muhalefet”in ortak ekseni haline geldiğini bir kez daha gösteriyor.

Ahmet Hakan “Tarafsız Bölge” programına çıkardığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ekrem İmamoğlu karşısında tüm maskelerini çıkarıp, tam bir “yandaş” histerisiyle hareket etti. İmamoğlu’nun, israfları (gerçekte yolsuzluğu) açıklayacağı sırada da yayını kesti. Bu rezaletten sonra Ahmet Hakan “muhalif” görünümlü haber sitelerinde eleştiri sağanağına tabi tutuldu.

Olayı sadece 2-3 günlük gelişmeler üzerinden değerlendirirsek bu durum gayet normal sayılacaktır. Fakat çok değil, Ahmet Hakan İmamoğlu’na saldırmadan önceki günlerde, hatta saatlerde “muhalif” haber siteleri adeta Ahmet Hakan’ın kürsüsü haline gelmişti. Hürriyet’teki köşe yazıları, sosyal medya paylaşımları vb. “ürünleri”, söz konusu “muhalif” haber sitelerinde neredeyse sektirilmeden yayınlanıyordu.

Üstelik bu “muhalif” yayınlar sadece CHP çizgisinde olanlardan ibaret de değildi. CHP çizgisinin dışında olduğunu iddia eden “muhalif” haber sitelerinde de durum benzerdi.

Abdullah Gül’ün YSK’nın İstanbul seçimlerini iptal etmesi üzerine söyledikleri neredeyse alkışlandı. Ahmet Davutoğlu’nun Erdoğan’ın aleyhine gelebilecek her sözü haber formatında da olsa “sessiz” bir alkışla yer aldı, alıyor. Her şey bir yana kirli savaş yeniden Davutoğlu’nun başbakanlığı sürecinde yükseltildi.

CHP eksenindeki “muhalif” site ve gazetelerde böyle bir tablo olması son derece normal. Ama bunun dışında olduğunu iddia eden “muhalif”lere ne demeli? 24 Haziran seçimleri öncesinde Abdullah Gül ortak aday olmayı kabul etseydi, kendine muhalifin ötesinde, “devrimci”, hatta “komünist” diyenler acaba ne yapacaklardı?

Bu açıdan 31 Mart seçimlerine bakmak yeterli bir fikir verecektir. Seçim öncesinde adaylığı henüz netleşmemişken Mansur Yavaş’ı destekleyemeyeceklerini söyleyenler, Yavaş aday olunca açıktan destek beyanlarında bulundular.

Tüm bunlar ya ortada ciddi bir hafıza sorunu olduğunu ya da sadece anti-Erdoğancılık temelinde berbat bir pragmatizmin “muhalefet”in ortak ekseni haline geldiğini bir kez daha gösteriyor.

H. Ortakçı