AKP emperyalist efendilerle anlaşma telaşında

Hem Türkiye’nin hem bölge halklarının özgürleşmesi için emperyalist güçlerin Ortadoğu’dan def edilmesi şarttır. Bu mücadelenin başarısı ise, ancak emperyalistlerin işbirlikçilerinin iktidardan alaşağı edilmesiyle sağlanabilir.

AKP şefleri, dinci-şoven histeriyi diri tutmak için “batı karşıtı” bir söylem geliştirdiler. Dinci-faşist tek adam diktasını tahkim etmek için bu taktiğe başvuran Tayyip Erdoğan AKP’si, bu konuda yolun sonuna gelmiş görünüyor. Son günlerde ABD, AB ve NATO ile yoğun bir görüşme trafiğine giren iktidar, emperyalist efendileriyle anlaşmanın yollarını arıyor.

Referandum sürecinde Almanya ile gerilimi tırmandıran iktidar, Rojava politikasından dolayı ABD ile sorunlar yaşıyor. Son günlerde tehdit boyutuna varan açıklamalar, tarafların gidişattan duydukları rahatsızlığı gösterdi. Buna rağmen AKP iktidarının emperyalist efendileri önünde eğilmek dışında bir seçeneği bulunmuyor. Nitekim gelişmeler, hem içeride hem dışarıda meşruiyet krizi derinleşen AKP’nin emperyalistlerle ilişkileri tamir etmek için yoğun bir çaba içinde olduğunu gösterdi. Bu gelişmeler, batı karşıtı vaazların riyakarlık gösterisinden başka bir şey olmadığını da kanıtlıyor.

“Deliğe süpürmeyin, kullanın” yeniden sahnede

Patenti emperyalist/siyonist güçlere ait olan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında iktidara taşınan AKP, Irak işgali sonrasında Washington’daki efendileriyle bazı sorunlar yaşamıştı. Savaş tezkeresi meclisten geçmemesine rağmen komşu Irak’ı tahrip eden emperyalist işgale tam destek veren T. Erdoğan’la müritleri, buna rağmen ABD’nin gazabına uğramış, arayı düzeltmek için dönemin İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un (nam-ı diğer Beyrut kasabı) kapısını çalmak zorunda kalmışlardı.

Tüm çırpınışlar yeterli olmayınca bir dönem Tayyip Erdoğan’ın danışmanı olan Cüneyd Zapsu Washington’a gönderilmiş, orada şu mesajı vermişti: “Delikten aşağı süpürmeyin, kullanın!” Bu girişimin ardından Tayyip Erdoğan’la AKP’yi kullanmayı tercih eden ABD ile ilişkiler düzelmişti. Son günlerde “özel görevli” Zapsu’nun bir kez daha sahneye çıkması dikkat çekicidir.

AKP iktidarı için çalışan Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) yöneticileriyle birlikte ABD’ye giden Zapsu’nun, Trump’ın dışişleri ve savunma bakanları Ankara’ya gelmeden önce Washington’da zuhur etmesi elbette bir tesadüf değil. Görünen o ki meydanlarda ABD’ye esip-gürleyen T. Erdoğan’la müritleri, Washington’daki efendileriyle arayı düzeltebilmek için yoğun bir çaba sarf ediyorlar.

ABD, NATO, AB…

Son günlerde AKP iktidarı ile emperyalistler arasında cereyan eden görüşme trafiğinin yoğunluğu, “batı karşıtı” vaazların kofluğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Bu dönemde ABD’nin hem savunma hem dışişleri bakanları Türkiye’ye geldi. AKP şefleri Fransa, İtalya, Almanya ziyaretleri gerçekleştirdiler ve emperyalist savaş aygıtı NATO’nun toplantısı ile Münih Güvenlik Zirvesi’ne katıldılar. Aynı günlerde AB ile ilişkilerin tamir edilmesi için birtakım girişimler gerçekleştirildi.

Bu arada AKP şeflerinden “eyy…” diye başlayan vaazlar duyulmadığı gibi, emperyalist efendilere yaranma konusunda adeta bir seferberlik hali gözleniyor. Batıya “rest” çekenlerin ilişkileri düzeltmek için telaşlanması şaşırtıcı değil. Zira hem dinci hem ırkçı gericiliğin her zaman esas misyonu batılı emperyalistlere hizmet etmek olmuştur. Bu utanç verici hizmet kişilerin eğilim ya da tercihinden öte, Türk burjuvazisinin sınıfsal çıkarlarının zorunlu kıldığı bir misyondur. Bu sınıfın ekonomik, siyasal, ideolojik ve kültürel çıkarları bu alçaltıcı hizmeti zorunlu kılıyor. Burjuvazinin en bağnaz temsilcisi olan dinci-ırkçı AKP’nin de batılı emperyalistlere hizmet etmek dışında bir seçeneği bulunmuyor, ki varlık nedenlerinden biri de budur.

Her zaman emperyalizmin hizmetindeler

Türkiye’nin ırkçıları dinci olduğu gibi, dincileri de ırkçıdır. MHP’nin baştan beri AKP’nin stepnesi olması tesadüf değil. “AKP’nin stepnesi” olmak, BOP kapsamında MHP’ye biçilen misyondur. AKP sıkışınca fiilen birleşme noktasına varmaları da bu ilkel/gerici iki akımın aynı kaynaktan beslendiğine işaret ediyor.

Siyaset sahnesine çıkışları da bu sahnede oynadıkları iğrenç roller de bu iki akım arasındaki yakınlığı ispatlar. Her ikisi emperyalistlerin maşası olarak siyaset sahnesine çıktı. Her ikisi de düzen için tetikçilik yaptı. Her ikisi hem işçi sınıfı hareketine hem devrimci harekete düşmanlıkta sınır tanımadı, tanımıyor. Devrimci gençler ABD askerlerini Dolmabahçe’de denize döktüğünde histeriye kapılan da bu iki güruhtan başkası değildi. Kanlı Pazar’ın bu tetikçilerinin kıblesi, ABD 6. Filo’sudur. Yüzlerini 6. Filo’ya dönüp namaz kılacak derecede batılı emperyalistlere uşaktırlar.

Her şey iktidar ve rant için!

Rojava’nın statüsü, PYD/YPG ile ilişkiler konusunda ABD ile anlaşamıyorlar. Buna rağmen efendilerinin politikalarına katlanmak zorundalar. Nitekim ABD’li bakanlar Türkiye’de iken Trump yönetimi, savaş bütçesinden PYD/YPG’ye 550 milyon dolar ayıracağını ilan etti. Elbette bundan rahatsız oldular, ama emperyalist efendilerine biat etmek dışında bir seçenekleri bulunmuyor.

Hal böyleyken “batı karşıtı” keskin vaazların piyasaya sürülmesi ise, iktidar ve ranttan aldıkları payı kalıcı kılma telaşından kaynaklanıyor. Savaşın, şiddetin, şoven histerinin oylarını arttırdığını var sayıyorlar. Hem saldırganlıkları hem keskin vaazları hem şoven histeriyi körüklemeleri kitle desteğinde gözlenen erimeyi durdurmak içindir. Efrîn’i işgal girişiminin de temel nedenlerinden biri budur. Çıkarları gerektirdiği sürece “batı karşıtı” vaazları sürdürecekler. Ancak iş icraata gelince durum tersi olacaktır. Çünkü onlar kapitalist-emperyalist sistemin organik bir parçasıdırlar. Yayılmacı hevesleri olsa da sistemin onlara biçtiği misyona uygun davranmaya mahkumdurlar.

Emperyalizme karşı mücadele gericiliğe karşı mücadeledir!

Maskeleri parçalandıkça “yerli ve milli” safsatalarını ortaya atıyorlar. Oysa onlar yağmadan paylarına düşen milyon dolarları “yerli” Malta, Man vb. adalara transfer ediyorlar. Köprü ve tünel geçişlerinin tarifesi “milli dolar” üzerinden belirleniyor. İncirlik üssünde “milli” ABD uçakları cirit atıyor. Bunlara benzer daha pek çok “yerli ve milli” icraatları var. İşin özü onlar, emperyalistlerin desteği ile iktidara gelirken, emperyalizmin ülke içindeki dayanakları olacaklarının garantisini veriyorlar. Başbakan olmadan önce siyasi figüranların Washington’da görücüye çıkma kuralı da buradan kaynaklanıyor.

Hem Türkiye’nin hem bölge halklarının özgürleşmesi için emperyalist güçlerin Ortadoğu’dan def edilmesi şarttır. Bu mücadelenin başarısı ise, ancak emperyalistlerin işbirlikçilerinin iktidardan alaşağı edilmesiyle sağlanabilir. Dolayısıyla tutarlı bir anti-emperyalist duruşun temel şartlarından biri, hem emperyalizme hem iç dayanaklarına karşı birleşik mücadelenin yükseltilmesidir.