ABD’nin Patriot’ları, Rusya’nın S-400’leri ve Türkiye’nin çıkmazı

NATO’ya ve emperyalist efendilerine bağlılıkta kusur etmeyen, ülkenin kaynaklarını, işçi ve emekçilerin alın terini emperyalistlere peşkeş çekerek, toplumsal servetin bir kısmını şatafatlı saraylarda çarçur eden, bir kısmını yandaşlarına dağıtan, bir kısmını savaş aygıtını güçlendirmek için harcayan tek adam rejimi, ABD’nin ve NATO’nun olası ekonomik ya da siyasal yaptırımlarına karşı duramaz. Yapabileceği tek şey biat etmek ve emperyalist efendilerinin önünde secdeye varmaktır.

Bir saldırı, savaş ve iç savaş aygıtı olan NATO’nun 70. yılında, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip Türkiye ile birincisine sahip ABD arasında aylardır bir Rus S-400 füze savunma sistemi krizi yaşanıyor.

Türkiye’nin, “imzalar atıldı, ödeme yapıldı, artık geri dönüş yok” açıklamalarına ek olarak, Rusya, S-400’lerin Temmuz başında teslim edileceğini açıkladı. ABD ise, Türkiye’nin söz konusu hava savunma sistemini alması durumunda yaptırımlar uygulayacağını ilan etti. Hatta ABD Başkanı Donald Trump daha da ileri giderek, Türkiye’nin sözü edilen savunma sistemini alması halinde, “ekonomisini mahvederiz” diyerek, diplomasinin de ötesinde açıkça tehdit savurdu. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ise, S-400 alımının NATO güvenliğini tehlikeye atacağını belirterek, “buna sessiz kalamayız” açıklaması yaptı.

31 Mart seçimleri sonrası Rusya’ya yaptığı ziyaret dönüşünde, 10 Nisan’da uçakta açıklamalarda bulunan AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan sorular üzerine, “Bu iş bizim için bitmiştir. 5 Nisan’da İstanbul’da S-400’le ilgili süreci bitirdik, Temmuz ayında teslimata başlanacak” diyerek, kendi payına “son nokta”yı koymuştu.

Lakin gerçekte ‘son nokta’ hâlâ konulabilmiş değil. NATO’nun kuruluşunun 70. yıldönümünde Rus S-400’leri ABD ile Türkiye arasındaki çatışmayı daha da derinleştireceğe benziyor.

ABD yönetimi Rusya’nın S-400’ler üzerinden, Türkiye’nin ABD’den alacağı F-35 savaş uçaklarının yetenekleri hakkında hassas veriler elde etmesinden korkuyor. Ve bu nedenle Türkiye’ye kendi uçaksavar füze sistemi olan Patriot’ları satmak istiyor. Son olarak, “Türkiye seçimini yapmalı: Dünyanın en başarılı askeri ittifakında kilit bir ortak mı olacak, yoksa bu ittifakı zedeleyen sorumsuz kararlar vererek, bu ortaklığın güvenliğini mi tehlikeye atacak?” şeklinde açıklama yapan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, “Türkiye’nin S-400 füze savunma sistemini alması durumunda, F-35 savaş uçağı programından atılmayı göze alması lazım” diyerek, ABD’nin pozisyonunu netleştirmiş oldu. ABD Kongresi’nden de bu pozisyonu güçlendiren daha sert bir açıklama geldi. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler’den oluşan Dışişleri Dairesi’nin ortak açıklamasında ise, “Türkiye Moskova ile ilişkilerini derinleştirdiği takdirde yalnızca F-35 programından dışlanmakla kalmaz, aynı zamanda yaptırım risklerini de göze alması gerekiyor. Türkiye’nin hem Rusya ve hem de ABD ile savunma işbirliği yapabilme seçeneği yok. … ABD, NATO müttefiklerimiz, rakiplerimizden silah alırken boş duracak değil” denildi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Türkiye’nin Rusya’dan alacağı S-400 hava savunma sistemiyle ilgili Beyaz Saray’dan gelen tepkileri daha erken bir zamanda, 24-26 Mayıs 2018’de St. Petersburg’da 12’ncisi gerçekleşen, ”St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu” kapsamındaki konuşmasında değerlendirdi. Putun, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı tanıdığım kadarıyla, birisinin kendisine yönelik baskı araçları kullanarak sonuç elde etmesi çok zor. Aksine, bu Sayın Erdoğan’ı daha da cesaretlendirecektir ve ulusal çıkarlarını gözeterek taviz vermeyecektir” diyerek Türkiye’ye aman ha vazgeçmeyin mesajı vermiş oldu.

Türkiye iki düğünde birden halay çekme hevesinin kendisine nelere mal olduğunu yaşayarak görüyor ve iddia edildiği gibi ‘son noktanın’ son olmadığını biliyor.

Türkiye 2002’de F-35 Savaş Uçağı Projesine dahil oldu. Projede başta ABD olmak üzere, İsrail, Avustralya, İngiltere, İtalya, Kanada, Danimarka, Japonya, Belçika, Finlandiya, Hollanda, Norveç, ve Güney Kore gibi ülkeler yer alıyor. Türkiye F-35 projesinin yüzde 10 parçalarını sağlamasının yanı sıra 116 adet de F-35 savaş uçağı almayı taahhüt etmiş bulunuyor.

AKP şefi Erdoğan bu taahhütlere dayanarak, “Türkiye’nin yer almadığı bir F-35 projesinin çökeceğini” belirterek, konumunu güçlendirmek istiyor.

Anlaşmazlığın bir başka nedeni ise elbette ki sistemlerin maliyetidir. S-400’ler Türk devletine 2,5 milyar dolara mal olurken, Türkiye’nin S-400’lerden önce ABD’den almak istediği ve S-400’lere göre daha kötü bir savunma sistemi olan Patriot’lar için ABD 3,5 milyar dolar talep etmişti. Türkiye S-400’leri alacağını söylemekle birlikte, ABD’nin Patriot’larını da alabileceğini (fakat 2,5 milyar dolara) ifade ederek efendisini yumuşatmaya çalışsa da, gelinen aşamada S-400’ler Recep Tayip Erdoğan’ın saray rejimi için bir çıkmaza dönüşmüş bulunuyor. Hem ABD ve hem de Rusya, Suriye’de Kürt kozunu ileri sürerek Türkiye’yi kendi menfaatleri doğrultusunda davranmaya zorluyorlar. Türkiye ise, sınırlı manevralarla her ikisisin gönlünü hoş tutmaya çalışıyor. İkisinden de kopamıyor. Çünkü Kürt kozunun yanı sıra, her ikisi ile de ticari ilişkileri söz konusu, birine göbeğinden bağlı, diğerine de göbeğini kestirmek üzere.

Verilere göre, 2018’de Türkiye’nin Rusya’dan aldığı mallar %14,2’lik bir artışla 21 milyar 345 milyon dolarlık bir rakama ulaştı. Rusya’nın Türkiye’den aldığı miktarda ise yüzde 24.4’lük bir artış oldu ve 4 milyar 216 milyon dolara yükseldi. Yine 2018 verilerine göre, Türkiye’nin ABD’ye sattığı mallar, yüzde 4,3 azalışla 7,6 milyar dolara geriledi. ABD’den alınan mallar ise yüzde 5,7 bir artışla 11,4 milyar dolara yükseldi. Ticari ilişkilerde de görüleceği üzere Türkiye’nin emperyalist efendilerine efelenecek gücü olmadığı gibi, onlara biat etmekten başka bir çaresi de yok. Şeytanla masaya oturanın çatalının uzun olması gerekiyor. Türkiye’nin ne çatalı ne de kolu uzun bu masada.

Türkiye bir NATO ülkesidir ve kuruluşundan iki yıl sonra, 1951’de üyesi olduğu NATO’ya ve dolasıyla ABD’ye 68 yıldır hizmette kusur etmemiştir. Şimdi de hizmet etmeme şansı görünmüyor. 2006 yılında konuya ilişkin yapılan bir değerlendirmede, Türkiye NATO ilişkileri şöyle ifade ediliyor:

NATO Türkiye’nin iç sınıflar mücadelesinde dolaysız ve dolayısıyla tartışmasız olarak bir taraf, geçmişte olduğu gibi bugün de. Türkiye’de geleceğin muhtemel devrimi NATO ile hesaplaşmadan zaten bir zafer elde edemez. Devrimin zaferi salt iç düzen bekçileriyle değil, fakat aynı zamanda Amerikan ve NATO kuvvetleriyle hesaplaşmayı, bunların üstesinden gelmeyi gerektirecek. NATO’nun ünlü 5. Maddesi zaten bu anlama geliyordu, şimdi üye ülkelerin iç sınıf mücadelesine yönelik olarak bu çok daha açık ve somut bir içeriğe kavuşturulmuş durumda. ‘Terörizme karşı mücadele’ konsepti bunların başında geliyor ve bu gerçekte her ülkedeki sosyal mücadeleye dolaysız olarak müdahale anlamı taşıyor. Bilindiği gibi emperyalist sistemin ve işbirlikçi düzenin yöneticileri, sistemi ve düzeni tehdit eden her sosyal-siyasal mücadeleyi “terörizm” olarak niteliyorlar. NATO ise ‘terörizme karşı Mücadele’yi kendi, yeni misyonunun, yani dünya jandarmalığının en baş dayanağı haline getirmiş bulunuyor. Son Riga Zirvesi’nin yeni belgesi buna daha açık ve kesin bir biçim veriyor. Dolayısıyla, Türkiye’de rejim için tehlike oluşturabilecek, onu tehdit edebilecek her türlü sosyal-siyasal gelişme, NATO’nun ‘tehdit’ algılaması kapsamına girecek ve onun için dolaysız bir müdahale nedeni olacak.” (NATO: Bir saldırı, savaş ve iç savaş örgütü 3 - H. Fırat, Kızıl Bayrak, Sayı: 2007/16)

NATO’ya ve emperyalist efendilerine bağlılıkta kusur etmeyen, ülkenin kaynaklarını, işçi ve emekçilerin alın terini emperyalistlere peşkeş çekerek, toplumsal servetin bir kısmını şatafatlı saraylarda çarçur eden, bir kısmını yandaşlarına dağıtan, bir kısmını savaş aygıtını güçlendirmek için harcayan tek adam rejimi, ABD’nin ve NATO’nun olası ekonomik ya da siyasal yaptırımlarına karşı duramaz. Yapabileceği tek şey biat etmek ve emperyalist efendilerinin önünde secdeye varmaktır.

İzlenen yayılmacı politikanın da, toplumsal servetin çarçur edilmesinin de, derinleşen ekonomik krizin de faturasını ödeyen işçi sınıfı ile emekçilerin sırtındaki yükler, yerel seçimler sonrasında daha da ağırlaştı.

Hal böyleyken AKP-saray rejiminin ABD’ye biat tazelemesi, kabarık faturanın tuzu-biberi olacaktır. S-400 kapanı ve F-35 çıkmazına sıkışan bu rejimin işçi sınıfı ve emekçilerin başına yeni belalar sarmaktan başka yapacağı bir şey yoktur. İşçi sınıfı ile emekçilerin de artık tek adam rejimi ile emperyalist efendilerine karşı direnmek dışında bir seçeneği bulunmuyor.