Sudan’da isyan, dikta rejim, dış müdahale…

Sudan’da dikta rejimden kurtulmak için güçlü bir istek/irade var. İsyan sürecinde bilinçlenen kitleler, dikta rejim yıkılmadan taleplerinin -kısmen de olsa- karşılanmasının mümkün olmadığının farkındalar. Ama halk isyanının yazık ki ciddi zaaf alanları da var. Hayati önem taşıyan devrimci siyasal önderlik henüz yaratılamadı. Halk isyanı bu aşamada doğası gereği heterojendir. İsyana katılan güçlerin bir kısmı sınırlı kazanımlarla yetinmeye hazır.

2010 yılının sonlarında Tunus’ta başlayan halk isyanları dalgası 8. yılını doldurdu ama halen devam ediyor. Cezayir’de sokaklara çıkan halk, devlet başkanlığı koltuğunu bırakmak istemeyen Abdülaziz Buteflika’yı 2 Nisan’da alaşağı etti. Buteflika’nın ardından Sudan’ın dinci-diktatörü Ömer el Beşir de tarihin çöplüğüne atıldı.

Her iki ülkede de halk hareketi devam ediyor. Zira kitleler diktatörlerin kovulmasının yeterli olmadığını, diktatörlüğü de yıkmak gerektiğini hayatın içinde-eylem alanlarında öğreniyorlar. Baskıdan, sömürüden, yoksulluktan bıkan kitleler diktatörlerden kurtuldular. Şimdi sıra dikta rejimlerde...

Egemen sınıflar -emperyalistlerin de telkinleriyle- halk hareketlerinin basıncı altında kalınca kendilerine hizmet eden diktatörleri yüzüstü bırakıyorlar. Ama sıra diktatörlüğün yıkılmasına gelince durum değişiyor. Çünkü diktatörlük onların sınıfsal çıkarlarını korumak için var. Dolayısıyla dikta rejimleri ayakta tutabilmek için hem emperyalistlerle hem bölgesel gerici güçlerle işbirliği yapıyorlar.

Dışa bağımlı olan kim?

Halklar ne zaman isyan ederse, zorba rejimler sorumluyu hemen buluyor: Dış güçler! Halk isyanı hem Cezayir’de hem Sudan’da bu suçlamaya maruz kaldı. Bu suçlama ile bir taşla iki kuş vurulmak isteniyor. İlki, halkların ancak “dış güçler” kışkırttığı zaman isyan ettikleri yalanını yaymak, ikincisi ise zorba rejimlerin halklara karşı işledikleri ağır suçları örtbas etmek… Emperyalist/siyonist güçlerin imalatı olan AKP iktidarı da Haziran Direnişi’ni karalamak için aynı taktiğe başvurmuştu.

Bu demagoji ne Sudan’da ne Cezayir’de tuttu. Milyonlarca işçi, emekçi, genç, kadın sokakları terk etmeyerek taleplerinin meşruluğunu savundu, mücadelede kararlı olduklarını dünyaya gösterdiler. Bu sayede diktatörleri kovabildiler. Buna dayanarak dikta rejimlerden kurtulmaya çalışıyorlar.

Halk isyanlarının yaşandığı ülkelere emperyalistler de bölgedeki işbirlikçileri de müdahale ediyor. Zira halk hareketleri sadece diktatörleri değil, onları destekleyen yerli ya da yabancı güçleri de diken üstünde bırakıyor. Abdülaziz Buteflika’nın arkasında Fransız emperyalizmi dururken, Ömer el Beşir ise hem AKP rejimi-Katar emiri ikilisine yaslanıyor hem Suudi Arabistan’a yaranmak için Yemen halkını hedef alan savaş suçuna ortak oluyor. Bu devrik diktatör Sudan halkına karşı ne kadar zalimse, dış güçlerle kurduğu ilişkilerde de o kadar düşkündü. El Beşir bu konuda yalnız da değil. Örneğin Ankara’daki dostları ABD emperyalizmine göbekten bağımlı olmalarına rağmen, kendilerine biat etmeyenleri “dış güçlerin maşası/ajanı” olmakla suçlayabiliyorlar.

ABD işbirlikçisi iki odak

Diktatörü kovan Sudan halkı, dikta rejimi sürdürmek isteyen askeri yönetime karşı direnişi sürdürüyor. İddialı bir başlangıç yapan generaller, halkın direnişine toslayınca geri adım attılar. Zira birkaç taviz vererek dikta rejimi muhafaza etme planının sökmeyeceğini kısa sürede öğrendiler. Dış güçlerin desteğini alan generaller yine de kolay pes etmeyecekler ama diktatörü alaşağı etmiş bir halkın direnme iradesini kırmak da kolay değil. Bundan dolayı generaller “ara çözüm” seçeneğine razı olabilirler. Nitekim Özgürlük ve Değişim Güçleri askerlerin de temsil edileceği bir “geçici sivil hükümet” kurulmasını öneriyor.

Halk isyanının basıncı altında olan generallerle devlet aygıtında etkin olan diğer güçler bağımsız karar alma gücünden yoksunlar. Zira bu güçlerin bir kısmı Suudi Arabistan-Mısır-Birleşik Arap Emirlikleri cephesiyle işbirliği yaparken, diğerleri ise Türkiye-Katar ikilisine yakın duruyor.

Amerikan emperyalizmine uşaklık konusunda mutabık olan bu iki güç odağının bölgesel çıkarları uyuşmuyor. İki taraf da bölgede ABD’nin “etkin taşeronu” olmak için yarışıyor. Halihazırda bu çatışmanın en sert yaşandığı ülke Libya’dır. Libya’nın yakılıp yıkılmasında ortaklaşan bu güçler, iş paylaşıma gelince birbiriyle çatışmaya başladılar.

El attıkları ülkeleri -Libya, Suriye vd. gibi- cehenneme çeviren bu güçlerin uğursuz kolları yazık ki Sudan’a da uzanıyor. Bunların bir derdi isyan eden halkın kazanımlarını sınırlamaksa diğeri de ne pahasına olursa olsun isyanı pasifize etmektir. O koşullarda Sudan’da daha rahat at koşturabileceklerini varsayıyorlar. Nitekim Suudi Arabistan cenahı anında askeri cuntaya destek ilan ederken, AKP-saray rejimi ise el Beşir’in bahşettiği mevzileri koruma telaşına düştü. El Beşir’in kovulmasından derin bir rahatsızlık duymasına rağmen, AKP şefinin “sinsi sessizlik” tutumunu benimsemesi bundandır.

Sonucu isyan eden halkın tutumu belirleyecek

Sudan’da dikta rejimden kurtulmak için güçlü bir istek/irade var. İsyan sürecinde bilinçlenen kitleler, dikta rejim yıkılmadan taleplerinin -kısmen de olsa- karşılanmasının mümkün olmadığının farkındalar. Ama halk isyanının yazık ki ciddi zaaf alanları da var. Hayati önem taşıyan devrimci siyasal önderlik henüz yaratılamadı. Halk isyanı bu aşamada doğası gereği heterojendir. İsyana katılan güçlerin bir kısmı sınırlı kazanımlarla yetinmeye hazır. Bir kısmı hem Suudi Arabistan-Mısır cenahı hem AKP-Katar cenahıyla işbirliğini sürdürmekten yana. Sudan Komünist Partisi ise hem emperyalistlerin hem gerici güçlerin müdahalesini reddediyor. Hareket içinde net sınıfsal mevzilenmeden çok genel demokratik-sosyal talepler öne çıkıyor.

Dikta rejimin kurumları da onların arkasındaki dış güçler de halk hareketinin bu zayıflığını istismar etme çabasındalar. Nitekim hareketi bölme girişimleri eksik olmuyor. Ama aksi yöndeki iddialara rağmen, isyana katılan güçler ortak hareket ettiklerini söylüyorlar. Mücadelede birliktelik korunabilirse dikta rejim köşeye sıkıştırılacak; Özgürlük ve Değişim Güçleri’nin inisiyatif alanları genişleyecek, bu ise dış müdahalenin etkisini sınırlayacaktır.