Fransa’da “kamu reformları”na karşı kitleler ayakta

Grev ve eylemlerle sermayenin saldırılarına direnen işçi ve emekçiler, yoksullar ve öğrenciler ancak süresiz işgal, grev ve direnişlerle kazanacaklarının farkında olsalar da sınıf ve kitle hareketi yazık ki henüz önderlikten yoksunluk gibi can alıcı bir zaaf taşıyor. Bu ise ancak hareketin sürekliliği ve militanlığının yarattığı mayalanma ve birikim üzerinden giderilebilir ve hareket soluğunu sürdürdüğü taktirde yalnızca bir zaman sorunudur.

Fransa’da sermaye adına Macron yönetiminin “kamuda reform” adı altında gündeme getirdiği kıyım politikalarına karşı kamu emekçilerinin mücadele kararlılığı sürüyor.

Saldırı paketi kamuda 5 ana eksende dönüşüm yasası olarak sunuluyor. Fransız sermaye devleti 13 Mayıs’tan 28 Mayıs’a kadar Ulusal Meclis’te görüşülecek olan yasayı 2020 yılında yürürlüğe koymayı planlıyor. Söz konusu “reformlar”la başta eğitim ve sağlık olmak üzere birçok alandaki kamusal harcamalarda 30 milyar avro tasarruf hedefleniyor. Bunun 120 bin kamu emekçisini işsizler ordusuna katacağı belirtiliyor. Yasanın geçmesi sonucunda ayrıca kamu emekçilerini süreli sözleşmeli çalıştırmak gibi yöntemlerin yaygınlaşması, dolayısıyla kuralsız ve güvencesiz çalışma koşullarının genelleşmesi bekleniyor.

Fransa’da Macron ve hükümetinin başlattığı “reformlar”, patronlar örgütü MEDEF’in çıkarları doğrultusunda kusursuzca uygulanmak istense de emekçiler kölelik reformlarına boyun eğmemekte kararlık sergiliyorlar. Macron’un yönetime geldiği günden bu yana kamu emekçileri dördüncü kez, emekliler ise yedi kez sokaklara çıktılar. Kamu emekçilerinin örgütlü olduğu sendika konfederasyonlarından 9’unda ilk kez birliğin sağlandığı eylemler gerçekleşti. 9 Mayıs günü 150 noktada düzenlenen eyleme 250 bin kamu emekçisi katıldı.

Macron ve hükümetinin yine reform adı altında Fransa Ulusal Demiryolları’nda (SNCF) gündeme getirdiği statülerin değiştirilmesi ve özelleştirme saldırıları karşısında aylarca kitlesel grev ve eylemler gerçekleştirilmişti. Saldırılar demiryolları ile sınırlı kalmadı. Hemen akabinde Paris havalimanlarının özelleştirilme yoluyla sermayeye peşkeş çekilmesi saldırısı başladı. Öte yandan adalette reform denilerek mahkemelerin yeniden yapılandırılması, özgürlüklerin kısıtlanması, yeni cezaevlerinin inşası gündeme geldi. Eğitimde elemeci reform yasası ile binlerce öğrencinin eğitim hakkı ellerinden alındı, yabancı öğrencilerin kayıt harçları yükseltildi. Sağlık sektöründe planlanan reformlarla hastanelerde, acil servislerde personel sayısı düşürüldü ve insan sağlığı riski arttı.

Yine eğitimde “Blanquer yasaları” ile 3 yaşından itibaren zorunlu eğitim gündeme getirildi. Oysa yasa yürürlükte olmasa da zaten fiilen eğitim zorunluluğu var. Resmi kayıtlara göre 3 yaşındaki çocukların %98’i okula gidiyor. Yasanın yürürlüğe girmesi ile devlet okullarına ayrılan bütçe düşecek, bütçeden özel eğitime milyonlarca avro kaynak ayrılacak. Ayrıca bütçeden devlet okullarına ayrılan para özel okullara da devredilerek özelleştirmenin önü tümden açılacak. Eğitimde özelleştirme devlet desteği ile resmileşecek.

Eğitim emekçileri yasanın gündeme geldiği günden itibaren okullara pankartlar asarak velileri bilgilendirme yoluna gittiler. Pankartları hemen hemen Fransa’daki tüm okullarda görmek mümkün.

Bugüne kadar birçok kez sokaklara çıkan eğitim emekçileri, 13-28 Mayıs tarihleri arasında senatoda görüşülecek olan yasa tasarısına karşı grev ve eylem planlarını da açıkladılar. Montluçon, Clermont-Ferand, Caen, LeHavre, Montpelier, Marsilya, Cergy, Anger, Nevers gibi birçok kentte ve bölgede süresiz grev karaları alındı. 18 Mayıs Cumartesi için ise Paris’te merkezi yürüyüş gerçekleşecek.

Sağlık sektöründe yaşananlar da içler acısı. Acil servislerde çalışan sağlık emekçileri günlerdir birçok hastanede ağır ve kötü çalışma koşullarına karşı grevdeler. Sağlıkta yaşanan personel kıyımının hem sağlık personelinin hem de hastaların sağlığını tehdit ettiğini dile getiren emekçiler, birçok hastanede grevler gerçekleştirerek, sağlık alanında gerekli bütçe ve personel ihtiyacının karşılanmasını talep ediyorlar.

Kapitalizmin kâr hırsı en çirkin yüzünü sağlık alanında gösteriyor. Öyle ki süreli sözleşmelerin uzatılmaması, işten ayrılan ya da emekliliği gelen personelin yerine yenileri alınmaması, doktor eksikliği koşullarında zaten yetersiz kalan mevcut personelin hastalarla gerekli şekilde ilgilenmesi isteniyor. Kumuda tasarruf adı altında düşük personel sayısı ile ağır ve kötü çalışma koşullarına mahkûm edilen sağlık emekçileri, iş yükünün ağırlığına ek olarak yaşadıkları baskı ve mobbingden kaynaklı aşırı depresyona ve hatta intihara kadar sürükleniyorlar.

Sağlık emekçileri bu koşullara karşı direniş yolunu tutuyorlar. Limeil Brevan’da bulunan Emile Roux hastanesinde çalışan personelin 18 Şubat’tan beri grevlerini sürdürdüğü belirtiliyor. Paris’te mart ayı ortasında Saint Antoine Hastenesi acil servisinde başlayıp yayılan grevler ise 50’nin üzerinde hastanede devam ediyor. Bordeaux Nantes, Lyon, Strasbourg, Mulhouse, Angers, Mantes-la-Jolie, Creil, Chalon-sur-Saône, Valence ve Lons-le-Saunier, Pithiviers şehirlerdeki hastanelerin acil servislerinde süren grevlere her gün yenileri ekleniyor.

Sağlık sektöründe yaşanan sorunun 600 bin hasta bakıcı ve hemşireyi yakından ilgilendirdiği belirtiliyor. Ücretlerin arttırılması, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, personel sayısının çoğaltılması taleplerini yükselten sağlık emekçileri taleplerinin karşılanmaması durumunda grevlerin daha da yaygınlaşacağını duyurdular.

Diğer yandan Paris 92. Bölgesi’nde (Gennevilliers, Asnières, Boulogne, Neuilly, Levallois banliyöleri) posta hizmetlerinde çalışan ve SUD-PTT sendikasında örgütlü 150 postacı 26 Mart 2018’den bu yana grevde. Postacıların SUD-PTT Sendikası 92. Bölge Sekreteri Gael Quirante’nin işten atılmasına karşı başlattıkları grev, “çalışma koşullarının kötüleşmesine karşı çalışanların haklarının korunması, posta kamu hizmetinin savunması” talepleriyle sürüyor. Özel güvenlik, polis, mahkeme, disiplin komisyonları gibi her türlü baskıyla karşı karşıya kalan postacılar, baskılara boyun eğmeden grev kararlılığıyla 400 günü geride bıraktılar.

Her cumartesi günü televizyon kanallarında “Hareket sönümleniyor mu?” tartışmaları sürerken, Sarı Yelekliler eylemleri de devam ediyor. Eğitim emekçileri, sağlık çalışanları, postacılar, çeşitli sektörlerde grevde olan işçi ve emekçiler, öğrenciler, işsizler ve emekliler pankart ve dövizleri ile kitlesel olarak Sarı Yelekliler eylemlerine katılıp sorunlarını ve taleplerini dile getiriyorlar. Bu eylemlerde, ücretlerin arttırılması, alım gücünün iyileştirilmesi, yeni iş alanlarının yaratılması, reform yasalarının geri çekilmesi gibi ortak talepler ileri sürülüyor ve kazanmak için süresiz genel grev çağrıları yükseltiliyor.

Fransa’da Macron’un reform saldırılarına karşı işçiler, emekçiler, işsizler, emekliler, öğrenciler ve göçmenlerin mücadele kararlılığı aylardır gündeme damga vuruyor. Eğitimden sağlığa, toplu taşımacılıktan temizliğe neredeyse grevin olmadığı bir sektör yok. Grev ve eylemlerle sermayenin saldırılarına direnen işçi ve emekçiler, yoksullar ve öğrenciler ancak süresiz işgal, grev ve direnişlerle kazanacaklarının farkında olsalar da sınıf ve kitle hareketi yazık ki henüz önderlikten yoksunluk gibi can alıcı bir zaaf taşıyor. Bu ise ancak hareketin sürekliliği ve militanlığının yarattığı mayalanma ve birikim üzerinden giderilebilir ve hareket soluğunu sürdürdüğü taktirde yalnızca bir zaman sorunudur.